28 Ocak 2013 Pazartesi

Jerzy Kosinski- Bir Yerde

Jerzy Kosinski- Bir Yerde (Being there)
Mr. Chauncey Gardiner, materyalist, çıkarcı ve pragmatist Amerikan dünyasının ortasına bir peygamber gibi düşer, çocukluk çağını açar, yani masumiyeti hatırlatır, tüketmekten yorgun düşmüş Amerikan burjuvazisi ve üst sınıfına hayat öpücüğü verir.
Geçirdiği hastalık nedeniyle aklı az gelişmiş, sadece yaşamın temel edimlerini yerine getiren, az ve kısa cümlelerle konuşan Mr. Gardiner, koruyucusu öldükten sonra ilk defa sokaklara çıkar ve rastlantı eseri bir sürü önemli politikacı, zengin kudretli insanın hayatını etkiler. Evde kaldığı uzun yıllar boyunca onu eğiten şey odasındaki biricik televizyonu olmuştur. Kendisine sorulan soruları, televizyonda izlediği reklamlardaki sloganlar, dizi replikleri ve haberlerde kullanılan klişelerle cevaplamaktadır. Sistemin ürettiği diskuru, içindeki kötücül amacı boşaltarak çünkü kötücül olacak akla sahip değildir onu üretenlere yeniden yönelttiğinde, aslında onlara hayat öpücüğü vermektedir.
Kosinski, insan uygarlığının çöküşünü ve çaresizliğini bu harika buluşla kısa bir metinde anlatıverir. Onların Gardiner’da bulmaya çalıştığı kısa bir avuntudur, kökten bir yüzleşme değil. Aslında Elias Canetti de Körleşme’de soylu sinolog Kien ve aşağılık halk tabakasından Therese’nin, Fischerle’nin saf yönlerinde aynı şeyi göstermek için yapar bunu. Günter Grass’ın Teneke Trampet’inde Oscar Matzerah’ın, hiç büyümeyen bir çocuk olmayı seçmesi bir rastlantı mıdır? Büyümeyi reddeden bir çocuk, bedenen küçük kalan bir çocuk... Başına neler gelebilir diye düşünmüş olmalı Grass. Bir gün yüksek bir binanın çatısına çıkıp, tüm şehrin camlarını kıracak tiz bir sesle haykırır mı dersiniz? Şöyle bir tarih boyu yaptığımız tüm kötülükleri kusarcasına. Ve sonra ciddi bir tröste mi dönüşür bacak kadar boyuyla? Kaçamaz mı büyüklük hâllerinden boyu küçük kalsa da?
Kaçamaz. Ve bence bu müjdeli bir haberdir.
Çünkü bir, her insanın hikâyesi biriciktir. İki, tercihler biricikliğe koşut sonsuzdur. Üç, masumiyet diye en başta cebimize konan bir oluş yoktur. Öyle bir masumiyet yoktur. Aslında biz sahip olmadığımız bir şeyi yitirme duygusu içindeyiz. Ve bile bile bu oyunu oynuyoruz. Hiç sahip olmadığımız şeye öykünerek...
“Biz büyümüşüz de kirlenmiş dünya”, “Renkler hızla kirleniyormuş birinciliği beyaza vermişler...” Bu sözler bizi avutuyor. Çünkü bizi güvenli bir yere koyuyor. Hiç payımız yok olanlardan. Böylelikle büyümemeyi seçebiliriz. Sonsuza kadar akademinin güvenli duvarları arasında kariyer yapıyor görünürken aslında ölmeyi bekliyor olabiliriz mesela. Kendimizi çocuklarımıza onları boğacak kadar adayabiliriz. İşimize kapanabilir veya “Yoruldum ayaklarımdan, tırnaklarımdan işte” diyerek bir Ege kasabasına soylu bir kaçış hep aklımızdadır. Ama evet, masum değiliz hiçbirimiz. Ne yaparsan yap, kirlenmediğini iddia etme. İnsan olmak için kirlenmiş olman gerekir. Kana bulanmış hâlde çıkıyorsun rahimden, unutma. Kötü olacaksan da adam gibi bir kötü ol, en iyisinden, dürüstçe ve sarih, mıymıntılık yapma.
“Ne sıcaksın ne de soğuk, ılıksın! Ben de seni ağzımdan kusacağım!”
Eğer bir masumiyet varsa, belki inşa edilir olandır o. Belki mümkündür o. Ben buna inanmaya daha eğilimliyim. Yatılıda, askerde birileri tatsız bir görev için gönüllü aradığında, ortaya ilk atılan olurdum hep. Bunda da incelenecek bir sahtekârlık vardır tabii. Ama düşüncem şu oldu hep. “Tamam, şu hâlimi biliyorum ve artık sıkıldım. Belki bir macera yaşarım bu tatsız işi üstlenirken.” Gayet mantıklı.
Bir gün bir arkadaşım biz bir hayır işi organize etmeye çalışırken, Afrika’daki açlar için bir şey yapmayanların, bu şekilde kendilerini kandırdığını söylemişti. Tabii ona, sahile vuran denizyıldızlarını denize geri atan adamı veya “Ben sana vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim” anekdotunu anlatmadım, sustum ve işime devam ettim.
Arkadaşımı anladım sadece. Vermek zordur ve bunu kabullenmek daha zordur. Bunun için yüce gerekçelendirmeler bulmak iyidir. “Neden on bir ay durup da bir ay iyilik yapar insanlar, fitre zekât verirler, hep yapsalar ya?” Bu cümleye kim itiraz edebilir? Evet, bu ideal olan durumdur. Ama gerçeği, mümkünlü olanı idealin altında ezme ihtimali çok daha yüksektir. Böylelikle hiç kirlenmeden, hiç yorulmadan, kendimizden bir şeyler de vermeden yüksek tepelerden hakir dünyayı ve düşkün insanları yargılayabiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder